14 Nisan 2016 Perşembe


Büyükada'da bisiklet sürerken uçurumdan düşeyazışımın üzerinden bir hafta geçmişti. Yolların her tarafının at boku dolu olmasını ve sürekli Alp'in bizimle neden geldiğini sorgulamamız dışında İstanbul'un nüfusunun yarısının adalara gitmeye karar verdiği sıcak ve keyifli bir Nisan günüydü. Adaya ayak basar basmaz kimliklerimizi alıp gbt'mize baktılar. Gbt'lerimiz de kalbimiz kadar temiz -alp'inki hariç-  olduğu için herhangi bir sorun yaşamadık. Mustafa adanın her yerinden bakılınca karşı tarafında kalan kara parçasının Sedef Adası olduğunu iddia etti. Mesela Aya Yorgiyi al arkana, hah işte aldın mı? karşısı Sedef adası. Kafamın yarısı kadar dondurma yemeye niyetliydim ama midemde dondurma yanında kazığa da yer olmadığı için yemedim. Onun yerine dönüşte Necati ile çiköfte yedik.

Ada'dan döndükten birkaç gün sonra televizyonda Çemberimde Gül Oya'nın tekrarına denk geldim. Dizi ilk çıktığı zamanlar ben ilkokuldaydım. Çok hoşuma giderdi. Kanepede uzanırken, gözlerim uykuya dalma eşiğinde yarılanırken izlemek için uyanık kalmaya çalıştığımı hayal meyal anımsıyorum. Değeri her ne kadar anlaşılmasa da Çağan Irmak'ın televizyona bıraktığı en güzel iş olabilir. Dizide de karakterler Büyükadaya gidiyordu. Oturup izledim. Bu tesadüf de tesadüflere inanmayan biri olarak hoşuma gitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder