12 Mart 2016 Cumartesi


Merhaba,

Uzun zamandan beridir canım hiçbir şey yazmak istemiyor. Sadece buraya değil. Hiçbir yere. Sadece yazmak da değil başka eylemlere de çok sıcak yaklaştığımı söyleyemem. Ve bu durumun canımı ne kadar sıktığını anlatamam. Anlatabilirim belki ama istemem. Onun yerine size biraz ne kadar genç ve aptal olduğumdan bahsetmek istiyorum. Bunun ne kadar farkında oluşumdan ama bununla ilgili hiçbir şey yapamayışımdan biraz da. İnsanların yirmili yaşlarının başlarında yarattıkları dramalardan ne kadar rahatsız olsam da sanki bunu çok kısa bir süre sonra ben de yapmaya başlayacakmışım gibi korkuyorum. Aslında benim rahatsızlığım tam olarak bundan kaynaklanmıyor. Yaşlanmanın hiç kötü bir şey olduğunu düşünmedim genç olmanın da iyi bir şey olduğunu düşünmediğim gibi. Asıl olduğumuz yaşlara saplanıp kalsaydık bu gerçek bir trajedi olurdu. Hepimizin doğadaki akışın birer parçası olduğunu kabul etmek neden bu kadar zor gelsindi ki.

İki gün önce Before sunrise'ı ikinci kez izledim. Bu filmi ilk izlediğimde 19 yaşındaydım. Bununla ilgili bir şeyler yazmak istedim ama sonra "dur bi de ikinci filmi izleyeyim" dedim. İzledim. Ve bir süre daha sadece ilk filmi tekrar izlemeye karar verdim. Bunun her ne kadar sadece bir film olduğunu bilsem de içten içe şu yaşıma kadar böyle duygusal yoğunluktaki bir şeyin parçası olamayaşıma dair ince bir özenme hissi sızlatmıyor değil kalbimi. Ve bunun olabilme ihtimali her geçen gün azalıyormuş hissi. Bu kadar saf ve -muğlak görünen ama- neredeyse mutlak bir duyguya erişmek için yeterli aptallık ve gençlik durumundan günbegün uzaklaşıyormuşum hissi. Oysa, burdayım işte!

Sen bu yaşadığımız boyutun bir parçası olmak istemiyorsun ki. Sen bir roman kahramanı olmak istiyorsun. Ya da bir filmin içindeymiş gibi yaşamak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder