29 Kasım 2015 Pazar


Ben bir bitki olsam kökleri zayıf bir bitki olurmuşum. Bulunduğum yerlere yeterince bağlı değilim. Bazenleri "burada olmayı seviyor gibiyim" gibi hissediyorum ama bu buranın benden olmamı istediği gibi bir insan olmaya dönüşüyor oluşumdan dolayı bana böyle hissettiriyor düşüncesi ise beni hep kaygılandırıyor. Çünkü bir nedeni olması gerekiyor ya. En azından kendimce bir neden.

Soğuk ve yağmurlu bir perşembe gecesi Ankara'ya giden bir otobüse bindik. Abimin sabahki yemin töreni için. Ankara çok soğuk, kasvetli ve eskiydi. Yemin töreninde bir ara bizimkileri kaybettim. Ben de töreni izledim. Öyle bir atmosfer oluşturmuşlardı ki insanın her şeyi bırakıp, unutup allahallah diyip düşmanla cenk edesi geliyor idi. Ölüm lafının geçtiği yerlerde düşündüm. Ne tatlıdır ölmek vatan için, ölüm haberi müjde gelir bize diyor idi. Ama bence o işler hiç de öyle değil idi. Tören sonunda çıkıştan önce on dakika kadar görüş izni verdiler. Ama biz abimi bir türlü bulamadık. Sonra ben de gidip askere ismini anons yaptırdım. Bir iki dakika sonra yanımıza geldi.

Eğer trene bilet bulsaydık trenle dönecektik. Ama tüm biletler tükenmişti. Biz de Aşti'den otobüse bindik. Yolculukta muavin anlamadığım bir nedenden bize çok ilgi gösterdi. Tatlı mı tuzlu mu alsam karar veremediğimde bana tüm çeşitlerden birer tane verdi. Ben hiç bu kadar bonkör bir muavin görmedim. Mürefte'den dönerken bindiğim otobüste bana şeker tutarken kaşıyla gözüyle "şşş al al kız bi tane daha al" yapan muavini saymıyorum......

-Hava keşke hiç soğumasa'ydı. Kıbrıs'ta hava nasıl acaba?


-Eskiz defterimdeki gökyüzü canlandı.

10 Kasım 2015 Salı


Dün gece Building Materials vizesine çalışacağım diye neredeyse hiç uyumadım, yani sabahlama niyetindeydim ama kafamın içi bulanmaya ve kafam düşmeye başladığında azıcık kestireyim diye kafamı yastığa koyduktan 18 dakika sonra karabasan ile uyandım. 20 yaşımdan sonra niye böyle bir illetle tanıştım, bilmiyorum. Bazen sanki kafam çok dolmuş ve artık içine hiçbir şey sokamıyormuşum gibi geliyor. Ağzımdan girince kulaklarımdan, kulaklarımı kapatınca burnumdan taşıyor. Bu beni endişelendiren bir durum. Sınavda hatıraldıklarımı yazmaya çalışırken yanımdaki kız hazırladığı kopya ile tüm kağıdını çatır çatır doldurdu. Sonra 21 yıldır tüm benliğimle hiç etik bulmadığım ve hiç beceremediğim bu hareket için "acaba kopya çekmek de bir sanat mı lan ?" diye düşündüm. Bilmem. Ama bildiğim şeylerden biri mimarlıkta ortalamalarının havalarda uçuştuğunu gördüğüm çoğu insanın kopya çektiği. Sonra.. mimarlık çok mu kolay?

Girdiğim pizzacıdaki çocuk bana yürüdüğü için menüde tek bardakla sınırlı olan çayı, sınırsız bardak içtim. Bugünümün en iyi olayı buydu sanırım.

Dans dersinde hoca beni gösteri grubu için seçti ve ben de katılmayı kabul ettim. Çarşamba da hep birlikte milongaya gidecektik ama ekonomi vizesine çalışmam gerekiyor. Çünkü ekonomi çok önemli.

2 Kasım 2015 Pazartesi


Yine her şey üst üste yığıldı. Göz kapakları da gözlerime. Kendimi ne olduğunu bilmediğim bir şeyden dolayı mutsuz hissediyorum. Stresten mi acaba. Daha hafta başlamadan gelen bu iç huzursuzluk hissi nasıl geçecek. Cuma günü sürekli gözüm seğirdi.. amma sürekli. Strestendir mi acaba dedik, yok, cevabı beğenmeyince çok çalışmaktandır mı acaba dedik. Ne güzel ya.. Sonra beklemediğim güzel şeyler oldu, beklemediğimiz birtakım şeyler daha oldu. Uyumak istiyorum ama uyumamam da gerekiyor, hatta dahası hep birlikte uyuyalım istiyorum.

Sonra Belçika kelimesi böyle havadan süzülerek geldi ve kulağımdan içeri girerek beynimde bazı fikirlerin oluşayazması için fikir tohumları olarak harflerini serpiştirdi.  B E L Ç İ K A B  E  L  Ç  İ  K  A   B     E     L



-Böyle de kahve falı bakıyormuşcasına görsel yorumlamak istemezdim ama yukardaki siyah çocuk gölgesi var ya işte o suyun akışıyla noktalardan kendiliğinden oluştu. İŞTE EKSPRESYONİZM, İŞTE SANAT!