26 Ekim 2015 Pazartesi


Geçenlerde 3400'ün terasına çıkıp yere oturup gökyüzüne bakarak bulutları çizdik. Kendimizi bulutları anlamaya çalışırken bulduk. Terapi gibi, epey huzur dolu dakikalardı.

İçimden çok fazla şey geçiyor. Dışımdan çok fazla şey geçiyor mu. Sanmıyorum. Ama. Umursuyorum. 21 buçuğunu geçmekte biri olarak yapmaktan sıkıldığım bir hata; hala insanları tanımakla ilgili ilk izlenimlerime güvenmeye devam etmem. Mesela dünyadaki en masum kişi gibi duran birilerinin oldukça karanlık bir kalbe ve kötü duygulara sahip olabilmesi gibi durumlar da epey can sıkıcı. İnsanlar nasıl bu kadar kör bazen anlam veremiyorum. Ya da belki de ben körüm ve aralarındaki gizli anlaşmaları göremiyorum.

'Bir insanı en iyi tanıdığın zaman, ne zamandır?' sorusuna "Bir insanı en iyi tanıdığın zaman aslında sadece bir an'dan ibarettir, çünkü zaten yarın bile şu an olduğumuzdan farklı bir kişi olacağız hatta 5 dakika sonraki biz ile şimdiki biz aynı değil." gibi çok mantıklı analizlerle cevap verebiliyorken.

Anlatacağım çok şey var gibi ama aynı zamanda da yok gibi. Bir de zaman yok gibi. Tüm bu yok olan şeylerin yanında değişen planlar var gibi.

Sık sık şunu düşünüyorum: İstanbul hepimize yetecek kadar büyük değil.

Dans ederken ise başka hiçbir şey düşünmüyorum. Keşke daha önceden.

Haftaya işaret dili kursunun 2. kuru başlıyor.

1 yorum:

  1. Ilk izlenimine guvenen biride benim ama bende genelde olumsuzda tutmaz :D
    istanbul cok kalabalik zatrn üstüste yasiyoruz

    YanıtlaSil