29 Ağustos 2015 Cumartesi


İstiyorum ki; tavandan yere kadar uzanan geniş pencereler ve çıplak ayağım yere bastığında serinliğini

hissedebileceğim tahta parkeler.

26 Ağustos 2015 Çarşamba




Uzun bir aradan sonra Mustafa İnan'dayım. Burada olmak çok değişik hissettiriyor. Buranın tanıdık bir huzuru var sanki. Mutluluk ve hüzün ve güven bir arada. Mekanla aramda kurduğum duygusal bağ nasıl? Duyguların ötesinde aslında buraya geldiğimde çok düşünüyorum. Yaklaşık yarım saat kadar önce burada bayağ gerilimli anlar yaşadım. Evet, ders seçtim. Yarım saat öncesinden ayağımla ritm tutup, işaret parmağım form değiştirip bunu bir refleks haline getirene dek F5 tuşuna abandım. Beni bu hale getiren sistem utansın. Ben ne utancam. Şimdi biraz üşüdüm. Klima olayını abartmışlar. Okul açılınca ilk işim erasmus ofisine gidip "Beni yollayın noolur yollayın, allağanız varsa yollarsınız" demek olacak, eğer işe yaramazsa da beni mancınıkla fırlatmalarını isteyeceğim. Çünkü ateist olma ihtimalleri de var. Vize ve pasaport işlemlerinden de kurtulurum hem. Bilmiyorum, belki de demem. Çünkü bazen bu konu üzerine çok fazla düşünmeye başlayınca gözümde büyümüyor değil. Bi' sürü iş, bi' sürü risk, bi' sürü endişe. Oysaki istediğimin bu olduğuna oldukça emin gibiyim. Sıcağa çıkmam lazım. Çok üşüdüm. Soğuk ve sıcak arasında tercih yapmam gerekirse ben hep sıcağı tercih ederim. Cehennem aslında güneş olabilir.

22 Ağustos 2015 Cumartesi


Bence her insan iki ayda bir falan aptal olma olasılığını değerlendirmeli. Mesela ben her ay, hatta bazen ayda iki kere aptal olabilme potansiyelimi değerlendiririm. Nihayetinde siz değilseniz, onlar değilse, ee ben değilsem kim bu aptal insanlar? Nerede yaşıyorlar, hiç düşündünüz mü?

21 Ağustos 2015 Cuma


Neden dandelion? demiştim. Fena bir cevap olmazdı doğrusu.

"What's your favorite flower?
 Dandelions.
 Okay. Why?
 Cause they're free, wild and you can't buy them." 

I Origins 

20 Ağustos 2015 Perşembe


Ben sanki aşk duygusunu çok yanlış anlayıp beynime öyle kodlamışım gibi ve hep o duyguyu bulmayı beklediğimden bir daha aşık olamayacakmışım gibi.

17 Ağustos 2015 Pazartesi



12 Ağustos 2015 Çarşamba


Liberal Arts'ı izledim. Bittikten sonra iyi hissettireceğine inandığım filmlerden biri gibi düşünmüştüm, ama kafası karışık ben için işler pek öyle olmadı. Ben neden bu kadar çok düşünüyorum ha, neden. Ya da belki de  beni rahatsız eden benim çok düşünmem değil, başkalarının yeterince düşünmemesi. Evet. Her şeyin bu kadar çabuk tüketildiği bir çağda doğmuş olmak beni yoruyor. Eski olan her şeyin daha naif ve derin olduğuna dair inancım yabancılığımı arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. Ve 21'imde böyle düşünüyorsam 25'imde böyle düşünmeyeceğimin bir garantisi yok çünkü 17'imde de böyle düşünüyordum. Duygularım olmasa şu anda iki  ayağım yerine dört ayağımın üzerinde olurdum. Eksik bir şeyler var, ama kolay anlatılacak gibi de değil. Kolay anlaşılacak gibi hiç değil. Kendini birilerinin yerine koymak hoşuna gidiyor ama sen onlar değilsin ki. Hoşuna gitmeyen şeyler için omuz silkip banane demek için biraz fazla büyüdün.

11 Ağustos 2015 Salı


Birtakım işler peşindeyim.

Zayıf insan hafızamdan uçup gitmesin diye fransızca tekrar ediyorum. Hatta geçenlerde pratik yapayım diye interpals'a üye oldum, iki günlük üyeliğimin sonunda anladığım kadarıyla gelmeyin arkadaşlar ortamda SEKS DÖNÜYOR. Aptallık bende ki dil geliştirme olayının bu sitede yanlış anlaşılmamış olabileceğini düşünmüşüm.
Sanırım memrise'dan devam etsem iyi olacak.

Bugün Gassaray'a A1 sertifikamı almaya gittim. Sonra ordan da AÖF'den süpriz yumurtadan çıkar gibi bana verilen Onur Belgesini almaya gittim. Onurlandırılmak güzel bir duygu fakatvelakinki her sınava o kadar son anda çalışma fırsatı bulmuştum ki insan gerçekten hayret ediyor arkadaşlar. Sonra da sergideki projemi toplamaya okula gittim. Proje maketlerimden birinin yerinde yeller esiyordu. Etrafı aradım ve biraz sorup soruşturdum. Maketimin akıbet olasılıkları: ya çalınmış, ya da hizmetliler tarafından çöpe atılmış. Biraz üzüldüm. Şayet maketimi biri çaldıysa umarım kötü emellerine alet edemeden  elinde paralanır. Bu işler böyle arkadaşlar. Sonra Mephisto'ya gittim. Bir kitap sordum, kalmamış. Şanssız günümdeyim diye düşündüm. Yolda birkaç kere de tacize uğradım. Moralim bozuldu. Bu konu ile yazmak istediklerimi yazıp sildim. Sadece şunu belirtmek isterim ki; İstanbul'da yaşamak çok boktan. İstanbul'a yeni gelmiş olanlar veya henüz hiç gelmemiş olanlar burayı pek matah bir şehir zannediyor. Ama değil. DEĞİL YA. Bu dışarının toz dolu pis ve yapışkan havasına karışmış kirli düşünceler beni çok rahatsız ediyor. İstanbul'u terkettiğim gün dönüp arkama bakarsam.

10 Ağustos 2015 Pazartesi


Hiçbir inanç sistemi kapsamında, saçlarımı örtmem gerektiği düşüncesi mantıklı gelmiyor.

9 Ağustos 2015 Pazar


Birgün fakülte koridorlarında aylak aylak gezinirken sergi panosunda tesad.. tesadüfen? şöyle bir şey okumuştum.

"Yol bize bulmayı öğretir, ya da bulduğumuzu sandığımızdan kurtulabilmeyi. Yola çıkmadıkça bulma, kurtulma şansımız daha az olur; hayatı değiştirebilecek rastlantılar ancak yoldayken karşımıza çıkar. Yoldayken bulduklarımızla yola çıkmadan önce yapılan planlar değişebilir, bu yüzden de yol aslında yürürken oluşur."

Bu yazının aylar önce konferansına girip de sonra dinleyemeden çıkıp hakkında salladığım Murat Germen'e ait olduğunu neden sonra farkettim.. Ben hep önce yolu çizip sonrasında kenarlara taşmadan boyuyordum. "Yol aslında yürürken oluşur"muş oysa. O zaman kafam o kadar meşgulmüş ki, tam olarak anlayamamışım, anlamışım aslında da beynimde bilginin süzgeçten geçip işlenme sürecinde bir şeyler ters gitmiş. Bir iki gün önce bu paragrafı okumayı bitirdiğimde aklımda kalan son cümlesi birkaç kez yankılandı. Bu cümleyi kendimle özdeşleştirebilmem için niye bu kadar süre geçmesi gerekmiş, onu bilmiyorum. Dahası bilmediğim çok fazla şey var. Ve öğrendikten sonra bilmenin beni rahatsız etmeyeceğinden emin olamadığım şeyler var. Algılarım açık.

-İnsanları anlamak istiyorum, acaba onlar da beni anlamak istiyor mu?

2 Ağustos 2015 Pazar


İnsanlar anlamayı mı istiyorlar anlaşılmayı? Anlaşılmak için anlatmak gerekir. Anlamak için ise dinlemek. İkisini birden istemelerini de ben anlamıyorum. Zira iki işi aynı anda yapmaya çalışıyorsanız, bir tanesinin hakkını yeterince veremiyorsunuz demektir.