31 Temmuz 2015 Cuma


Merhaba,

La vie est trés difficile. Je veux être un oiseau. Ce n'est pas possible. Je suis desolée. La vie n'est pas en rose. La vie est bleue. Bleue claire. C'est tout le problème.

Derdimi anlatma çıtası koyduğum fransızcam işte bu kadar ilerledi çocuklar. Çiziğin zamanı geldi. Kurs bitti. Biraz üzüldüm. Ama unuturum. fidèle poisson 

Sirkeci treninde tanıştığım Lin bana Türkiye'deki maceralarını yazıyor. En son Kapadokya'daydı. Arkadaşı nişanlısıyla beraber 1972 model Ford Cabriolet ile düğün öncesi fotoğrafı çektirmişler gün batımında. Ama arkadaşının nişanlısı Lulu'ya deli gibi aşık olup onları taa Çin'den Türkiye'ye izleyen bir kız varmış. Ama Lulu lezbiyen değilmiş ki dostum.

-Bana bir şeyler öğretenlere bazen fazla bağlanıyorum.

29 Temmuz 2015 Çarşamba


Dün gece senesini doldurmadan ikinci kez karabasan durumuna maruz kaldım. Ben ki geceleri rüya görüyorsam bile hiçbir rüyasını hatırlamayan bir insanım ama uykuda bu karabasan olayı kadar nahoş olan çok az şey vardır herhalde. Birine seslenmek istiyorsun ağzını açamıyorsun, hareket etmek istiyorsun kılını kıpırdatamıyorsun, sesler duyuyorsun bakamıyorsun. Bu korkunçlu şeyi umarım üçüncü kez yaşamam.

22 Temmuz 2015 Çarşamba




20 Temmuz 2015 Pazartesi


Bonjour à tous!

Günler o kadar yoğun ki. Sanırım listemden bir maddenin daha üzerini çizebilirim. Kursun ilk günleri aşırı bilgi yüklenmesinden bir ara beynimin yanacağını düşünüp çok korktum. Ama yoğunlaştırılmış kurs böyle oluyormuş demek ki. Hocam çok tatlı. Ders aralarında püfür püfür boğaz havasını fan olarak kullanınca hayat biraz daha kolay. Kursta her boku soran gıcık bir tip de var. Bu numuneliklerden her sınıfa bir tane mutlaka yerleştiriyor galiba. Böyle dersin akmasını engelleyen, çok konuşan, bir önceki ders sorduğunu bir sonraki ders yine soran.. Aramızda endüstri mühendisleri varsa alınmasınlar ama sanırım bu hayatta sevebileceğim tek endüstri mühendisi Esra.

Bugün Sirkeci'den filmlerimi almış dönerken tramvayda sabırsızlanıp negatifleri çıkarıp incelemeye başladım. Sonra çekik gözlü yabancı bir arkadaş elimdeki filmleri gösterip sanırım nerde yaptırdığımı sordu. 'Sanırım' çünkü arkadaşın ingilizcesi yoktu. Yine de tuhaf bir şekilde anlaştık lan, o da analog çekiyormuş mailimi istedi bana yazacağını söyledi. Tüm bunlar o kadar kısa sürede oldu ki durağım gelip de incem diye çok heyecanlandı. Mailde bana istediğini sorabilirsin çekinme filan dedim ingiliçce umarım anlamıştır.

18 Temmuz 2015 Cumartesi


Boğaziçi üniversitesi açık hava film gösterimi kapsamında başlayan Interstellar maceram evde benim sürekli film hakkında tahminler yürütmem ve abimin "bakbakizleçokşaşırcansonunda" deyişleriyle tamamlandı. Filmin gerçekte olabilitesi ile ilgili uzun bir analiz okudum. Ve bunu yüzdelik dilim ile vermek gerekirse olasılık %0 mış. Ama ben yine de gerçekte olabilirmiş gibi düşüneceğim. Tüm fizik kanunlarına inat. Çünkü zamanda herhangi bir dilime gidebilme düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor.

Şimdi biz 3 boyutlu bir dünyada yaşıyoruz ve bunlar x, y ve z. Ama bir de işin "zaman" boyutu var. Etti mi sana 4 boyutlu evren.  Mesela biriyle buluşacağımız zaman şuşuşukoordinatlara şu saatte gel deriz ya hani. X, y ve z'de istediğimiz her yere hareket etmekte serbest iken zaman boyutunda an'a hapsolmuş durumdayız. İleriye ya da geriye gidemiyoruz. Ama 2. boyuta çok rahat hükmedebiliriz. İşte 5 boyutlu evrende de 4. boyuta çok rahat hükmedebileceğiz ve zamanda ileriye ya da geriye  gidebileceğiz! Muhteşem lan!

Mr. Nobody'i izledikten sonra da farklı seçimler yaptığımda oluşan paralel evrenlerdeki Ayşenur'ları düşünmüştüm. Belki ismim bu bile değildir. Emin olduğum şey ise bu evrenlerden birinde 3. sınıf bir moleküler biyoloji ve genetik öğrencisi olduğum.

-Şimdi tek yapmam gereken bir solucan deliği bulmak. Arkadan biraz destek atarsanız.