31 Mayıs 2015 Pazar


Bunca yoğun bir dönemden sonra aklım o kadar İstanbul'da kalacak ki tatile gittiğim için rahat bile değilim.Gerçi tatile gitmek hak edilen bir şey mi, ondan da pek emin değilim ama sanırım öyle bir şey olsaydı tatil yapmadığım tüm seneler boyunca 16 ay filan tatil yapmam gerekirdi. Her neyse gece başlayacak olan bir otobüs yolculuğum var. Kuşadası burdan 9 saat. Size uzun otobüs yolculuklarından hoşlanmadığımdan bahsetmiş miydim?

30 Mayıs 2015 Cumartesi




Gecegece.

Dün projeden gönüllülerle birlikte Studio X'teydik. Film spaces projemizi yeniden yapıyoruz ama biraz daha farklı bir şekilde. Bize Acı Hayat filmi çıktı.
5 Haziranda Studio x'teki sergimizin açılış partisi var.

"Bir evin ruhu olmalı! Böyle beton mezarlara lanet olsun!"

29 Mayıs 2015 Cuma


Hayatım, gösterdiğimden daha çoğunu farkettiğim anların tuhaflığıyla dolu. Bir filmde katilin uşak olduğunu çözmeye çalışan kişinin yapbozun tüm parçalarını birleştirdiği anda yaşadığı aydınlanmayı ya da çizgi filmlerde aklına çok iyi bir fikir gelip kafasının üzerinde lamba beliren karakterlerin yaşadıkları gibi.

27 Mayıs 2015 Çarşamba



25 Mayıs 2015 Pazartesi


Bugün dönemin son projesinin sergisini astık. Kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki 10 gün aralıksız uyusam belki dinlenirim.

Dolu zamanlarımda teslimlere kalan saatleri saymayı çok severim. Hobilerim arasında ise heyecan yapmak, bir şeye odaklanıp diğer şeylere vakit ayıramamak filan vardır. Bakın. Mesela şu anda da teslime 14 saat var. Ve yine paftaların yetişmemesi gibi bir durumla karşı karşıya kalmış olabilirim. Siz bir de beni o saat sayısı tek basamağa düştüğünde görün.

Bugün keşke evrende 3 cinsiyet olsaydı diye düşündüm. Ve bu cinsiyet eşeysiz üreseydi. Bizimle mesela konuşarak değil de dokunarak duygularımızın yoğunluğunu hissederek de iletişim kurabilseydi. Ama konuşabiliyor da olsun. Bu duygu durumunu tartıp karşı tarafa aktaran araç konusunu ilk düşünüşüm değil. İnsanoğlunun kurtarılabilirliğine duyduğum inancı kaybetmeseydim bir bilim kadını olup bizi kurtaracak bu muhteşem fikrimi hayata geçirmek için uğraşırdım. Düşünsenize bi. o an tam hangi duygu durumundaysak o duygu yoğunluğunu ölçüyor sonra da karşı tarafla temas edip biz o an neler hissediyorsak ona da bunları hissettiriyor. Sevgiyse sevgi üzüntüyse üzüntü. Bu insanlığın kurtuluşu olurdu. Ya da sonu. Mesela mahkemede yargılanan pişman olduğunu söyleyen bir seri katil üzerinde uygulansa onun gerçekten pişmanlık duyup duymadığını ya da pişmansa ne kadar pişman olduğunu hakimler hissedebilirdi. Sonuçta bir de her duygu her insanda aynı şekilde tanımlanmıyor. Aşkı, kahroluşu, öfkeyi aklımıza getirdiğimizde düşündüğümüz şeyler farklı olabilir. Bu iletişim aracımız sayesinde empati yapamayan insan kalmıyor. Herkes herkesi anlıyor, algılıyor. Yanlış anlamalar tarihe gömülüyor. Duygular söylendiğinde, alıcılar için sadece havada asılı birer sözcük olarak kalmaktan ileriye gidiyor.

Patentini almadan açıkladığım bu muhteşem fikrimi de sizden biri gerçekleştiriversin. Ben de oturduğum yerden "Şerrefsizim bu benim aklıma gelmişti." derim.

-13,5 saat kaldı.


21 Mayıs 2015 Perşembe


Ben çok schlimazlım. Duende'ye inanırım. Bazen torschlusspanic'im baş gösterir, ama luftmensch oluşumdan hemen her şeyi iyi dengelerim.





      Çevrilemeyen Sözcükler // Marija Tiurina

19 Mayıs 2015 Salı


Dün son finalim vardı. Bok gibi geçti. Yani çalışmıştım aslında ama ben yoksa yanlış derse mi çalışmışım napmışım arkadaşlar. Finallerin bittiğine mi sevineyim, yoksa sınavlarımın kötü geçtiğine mi üzüleyim? Rusya 21 ton çileği bize ötelediğinden beri her çileğe acaba mı diyerek yaklaşıyorum. Erikler de papaz zaten!  Gerçekten bilemedim. O yüzden ben de eve gidip uyumayı seçtim. Günlük enerji barımı doldurduktan sonra da Akbank Sanattaki Eric Alliez beyin konuşmasını dinlemeye gittik. Konuşma sırasında adamın biri "Dogmatik moronlar sizi!" diyerek ortamı terk etti. Entel adamın hakareti bile bir başka oluyor sjhsjh

Cuma proje teslimim var. Haftasonu açıköğretim finalleri var. O zaamaaaan tüm zamanların en motive etme amaçlı söylenen tesellimsisi bizler için geliyooooor,

Sen yaparsın, sen yaparsın.

16 Mayıs 2015 Cumartesi


Keşke aşık olsam..

Yani her duyguyu en yoğun şekilde yaşayacaksam bu hayatta.. Mutlu ve romantik bir aşk yaşamayı hakediyorum bence. Hem sanki şimdi olursa, bir ilişkiden tek beklentim aşık olmak ve şansım varsa aşık olunmak iken, bu ne kadar süre böyle gider bilmiyorum ama, ne bileyim işte, şimdi olursa güzel olurmuş gibi geliyor. İnsan bu yaşında aşık olmaz da ne zaman olur ki. 

15 Mayıs 2015 Cuma




14 Mayıs 2015 Perşembe


Dönem biteli bir hafta oluyor ama bana bitmiyor iyi mi. Geçtiğimiz 3 sene boyunca o kadar ders çalışmışım ki kendimi daha sonra hiç çalışmayacağıma mı inandırmışım napmışım ben bilmiyorum ki. Finallere çalışmam gerekirken bazı şeyleri çok fazla sorgulamaya başladım. Mesela aldığım kararları neden uygulayamadığımı filan. Bu durum canımı biraz sıkıyor. Sonra diyorum ki "amaaan karar alma sen de be o zaman ayşenur ALMA yani, ööööyle gelişine yaşa gitsin işte." Ama 30'undaki gözlüklü bankacı yanım hemen devreye girip bana öyle bir insan olmadığımı hatırlatıyor. Sen bir hedefin olmadan yaşadın mı ki hiç şimdiye kadar, sen amaçsız savrulursun buralarda. Böyle olmayacaktı. Her şey çok ilgi çekici ve heyecan verici duruyordu. Böyle olmayacaktı. Sonunu hep kovaladığım yerde durup sonunda kendimi bir şeye aitmişim gibi hissedecektim. Böyle olmayacaktı.

Bana kendimi neyin iyi hissettireceğini biliyorum. Ama bu konuda bir şey yapmıyorum. Çünkü önceliklerimi değiştirmek istiyorum. Yeniden hırslı bir öğrenci olamam mı, olurum. En parlak görünen şey ne geliyorsa gözüme, onun peşinden giderim. N'olacak ki? Ama hayatın ertelemelerle geçen diğer kısmı gözüme artık daha parlak geliyorsa? Ben hep yolun sağ tarafından giderken sol tarafımdan geçip gidenlere arada gözucuyla bakmakla mı yetineyim? Belki de artık böyle bir insan olmak istemiyorumdur.

18 yaşındayken ne istediğimi biliyordum ama emin değildim, şimdilerde ise en fazla ne istemediğimi biliyorum ama bunlardan eminim. Bunun iyi bir şey olmasını umuyorum. Mayıs güzel bir ay. Mayısınız anlamsız sorgulamalarla değil, tatlı telaşlarla geçsin isterim. 

13 Mayıs 2015 Çarşamba


Bazı insanlarla bu hayatta tanışma fırsatı bulduğun için kendini şanslı saymak.

11 Mayıs 2015 Pazartesi



Muazzam bir hediye seçeneği.

9 Mayıs 2015 Cumartesi


Bir(1) kere uçurum gibi bir yerden düşme tehlikesi atlatmama rağmen Denizli, Aydın gezim çok güzel geçti. Bu arada Denizli pek sıcak bir şehirmiş, insanları da pek minnoş imiş.

Sabah otele yerleştikten sonra kahvaltı ettik ve yeniden yola çıkıp Hierapolis'e gittik. Nekropolisi, Agorası, Latrinası filan derken baya gezdik. Size bir şey söyleyeyim mi? Tuvaletler insanların eskiden sosyalleşme alanlarıymış. Ve bu bence çokomik. O zamanlarda yaşasaydım komik gelmeyecekti tabi ama... Sonra boyumuz kadar başakların kapadığı, daracık, zorlu bir yoldan tiyatroya gittik, patikada sürekli yolun sağından solundan önüme bir yılan fırlayacağını düşündüm ama antik tiyatrolar çok güzel. Orada  kesit çizdik. Sonra Pamukkale traverterlerine gittik. Kireçten bembeyaz olmuş kayaların üstünde, suların içinde şıpıdık şıpıdık gezdik. Orası da çok güzeldi.
Sonra hoca, isteyenler otele geri dönebilir, görmek isteyenlerle Laodikeia'ya da gideceğiz dedi. E biz de GELDİKOKADARGÖRMEDENGİTMEYELİM mantığıyla Laodikeia'ya da gittik. Akşam önüme konan her şeyi yedikten sonra, Denizli gecelerine aktık ::)) demeyi çok isterdim ama o gün aşşırı yorulduğum ve sol ayağım yeniden şiştiği için yatağıma devrildiğim gibi kaldım :(

İkinci gün sabahında kahvaltıda gevşek gevşek son lokmamı ağzıma atarken, kahvaltıdan sonra otelden ayrılacağımızı öğrendim. Allahaşkına, tüm bunlar söylenirken ben nerde, n'apıyordum!? Ömrümün en hızlı bavul toplayışını yapıp sonra aşağı indim. Aphrodisias'a gidip gezdik. Hamam kalıntılarını inceledik. Buralarda IndianaJonesvari duygular yaşadım. Magnesia'ya gittik sonra da. Orda da Artemis Tapınağı vardı. Oraları da gezdikten sonra Aydın'a doğru yola çıktık. Didim'de Temple Miletos diye bir otele yerleştik. Bu otel Denizlideki otele bin basardı ama zaten otellerde fazla vakit geçirmiyorduk. Anlayacağınız no problemo.
Akşam ortada bir beach party lafı dolanıyordu ki, İtalyan erkeklerinin tüm çekiciliğini potasında eritip bünyesinde toplamış olan yay burcu Salvatore sen mi yapıyorsun bu beach party olayını ;;)) dedi. Ben de yööoo .d dedim. Akşam yemeğinden sonra Merve, Salih, Mahmut, Furkan ve ben sahile indik. Sahil boyunca yürüdük sohbet ettik. Sonra kumsalda sadece ortasında ateşi ve gitarıyla akdeniz akşamları çalıp söyleyen çocuğun eksik olduğu çembere katıldık. Ordan ayrıldıktan sonra da çok tatlı country, indie şarkılar çalan sahilde bir kafeye oturduk. Ama biz oturunca nedense seviye düştü ve gülşen filan çalmaya başladı. Oysaki dans etmeye niyetlenmiştik. Sonra ordan da kalkıp otele döndük. Ama gece eğlencemiz bizi kesmediğinden lobide tekrar buluşup oyun oynadık. Sabaha doğru da BOKS GECESİ izledik? Bunu neden yaptığımıza dair pek bir açıklamam yok...

Sabahına da Didyma, Miletos, ve Priene'yi gezdik. Ben bez çanta koleksiyonu yapmaya karar verdim. Mustafa da bana bir çanta hediye etti. Onu da koleksiyonuma ekledim. Otobüste POKER FACE yapma oyunu oynadık ama ota boka güldüğüm için kaybettim. Dönüş yolunda doğru düzgün uyuyamadığımdan biraz canım sıkıldı ama yolculuğumla ilgili genel olarak her şey çok güzeldi, tabi yanımda sevdiğim arkadaşlarımın da olmasının büyük bi payı var tabii. Yolculukta blöf ve batak oynamayı da öğrendim. Blöf adlı oyunu blöf yapmadan oynamaya çalıştığım -blöfyapamıyor- için, batak oyununu da çoğunlukla aslara sahip olup ama kart saymayıp haybeye oynadığım için kaybettim. Neyse gördük ki olası bir lotushotel durumunda kalırsam demek ki rızkımı kumara yatırmamam gerekiyormuş çünkü ölümüne kaybedermişim. Şimdi size anlattığım her şeyi unutun.
Çünkü;

What Happens in Didim Nights Stays in Didim Nights.

6 Mayıs 2015 Çarşamba


Ne kadar çok söylersem,
o kadar az olma ihtimali var sanki.
Ama hiç söylemezsem de
zaten olmamış gibi sanki.