17 Mart 2015 Salı


Pazar gününde ve gecesinde sabahlayarak uğruna beynimin yapıştırıcı kokusundan ve uykusuzluktan bulandığı, otobüste bir yerine bir şey olacak diye aklımın çıktığı maketimi hoca sağ elinin iki parmağıyla ezdiğinden beri hayattaki her şey biraz daha anlamsız geliyor. Sanırım ben yanlış anlaşılıyorum. Ve bu olması gerekenden biraz daha fazla umrumda. Kötü. Sabah zarar gelmesin diye kırk takla atarak götürdüğüm maketi akşam poşetimde sallaya sallaya geri getirdim. Bu da saçma. Saçma tabi ya. Ben ne bilirim ki zaten? İşime gelmeyen şeylere dışımdan 'saçma' der geçerim. İçimdense geçemem, içimde hep tortuları birikir. Bugün derse on dakika geç kaldığım için başka bir hoca beni derse almadı. Sonra çıkarken kapıyı kapatmaya her çalıştığımda rüzgar perdeyi her seferinde ısrarla araya sıkıştırdı. Bir iki dakika uğraştıktan sonra kenardaki karton kutuyu arkasına koydum tam arkamı dönüp gidiyordum ki rüzgar yine kapıyı ittirdi. Bu sefer geri dönüp içerden perdeyi açıp kapatacaktım ki hoca "hadi geç hadi çok çabaladın" dedi. Anlayabiliyor musunuz yani, o sırada rüzgar esmese ben derse giremeyecektim demek ki. İnanın görünenden daha çok çabalıyorum, tabi ki de perdeden bahsetmiyorum, ama işte her şey yine eşek hikayesine dönüyor. Dün yolda sanki biri omuzlarımdan aşağıya bastırıyor gibi hissetmiştim. Bıraksalar bir köşeye ilişirdim ve orada kalırdım. Saatlerce. Bulunduğum çevre enerjimi çekiyor. Gün sonunda kendimi yorgun argın uyuklarken buluyorum. Her şey ne için peki? Ben artık çilek tarlalarına gitmek istiyorum, çünkü burası çok sıkıcı. Gözlerim kapalıyken bile hiçbi' şey kolay değil.

Çilek tarlalarına gitmek de aşık olmakla eşdeğer bir şeydi bana kalırsa.
strawberry fields,
benim yolunu unuttuğum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder