5 Mart 2015 Perşembe


Bazen başıma öyle şeyler geliyor ki tam kendimi şanslı hissedeceğim bir bakıyorum aslında olay eşeğimi önce kaybedip sonra buluşumdan ibaret. Yani üzüleyim mi sevineyim mi napayım ben ha, napayım? OLMAZ OLSUN BÖYLE ŞAAAAANS! diye haykırasım geliyor ama evrene yanlış mesaj da yollamak istemem yeeeaaaniii.

Bana kendimi değersiz hissettiren bir yerde bulunmak zorundayım. Daha doğrusu öyle hissettirildiğim. Bir süreliğine. Biraz uzun bir süre hatta. Bu zorunluluk mu, sorumluluk mu? Yoksa ikisi birden mi? ya daa sorumluluğun diğer adı zorunluluk mu? Neyse ne. İkisi de hoşuma gitmedi. N'olur günler çabuk geçsin, öyle bir geçsin ki kendimi "eriğimi mi önce yesem yoksa çileğimi mi?" diye düşünürken bulayım. Ağzımda hangi tadın en son kalmasını isterim. Bu önemli çünkü. Otobüste düğmeye basıldığını görüp de ardından bir daha basan insanlar'ı anlayanlar, bunu anlamaz. Ne garinticidirler onlaaaar, ne garantici.

İşaret dili eğitimi için başvurduğum yerde kontenjanlar dolmuştu. Sonra bir miktar üzülmüştüm. Tango derslerinin proje saatleriyle çakıştığını öğrendiğimde üzüldüğüm gibi. Bugün bir telefon aldım proje çıkışında. Yedekteymişim sıra bana gelmiş. Gelmek ister misin dediler. Olur dedim. Tam bi sevincem böyle bi ağırlık geliyor. Ayh.

Hadi ben gidiyom.

*Sanki ilk paragrafta anlattığım şeye son paragraftaki şeyle örnek vermek istemişim gibi olmuş lan ama inanın alakası yok, o iş hiç öyle değil. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder