27 Şubat 2015 Cuma


Bugün sabah dersinde hoca bizi İÇLEK'e götürdü. Böyle deyince de uzunca bir yol gidip konum değiştirmişiz gibi oldu ama aslında sadece derslikten çıkıp öteki koridordaki konferans salonuna girdik. Lakin asıl şaşırtıcı olan bu değil, asıl şaşırtıcı olan Finlandiyadaki eğitim sisteminde çocukların günde 4 saat ders görmesi, eğitimlerinin ilk 6 yılında herhangi bir notlandırılmaya tabi tutulmayışları, ev ödevi ve üniversite sınavı diye bir şeyin olmaması, okullarda rekabet stratejilerinin geliştirilmemesi ve öğretmenlerin -en az master dereceli- ülkedeki en başarılı %10'luk kesimden seçilmesi gibi insanda 'neden Finlandiya'da doğmadım ki' hissiyatı yaratan şeyler öğrenmemdi. Şansınıza küsün çocuklaaar. Bizde ise geceleri uyutmayacak kadar çok ev ödevi veriliyor, bir üniversiteye girebilmek için at gibi birbirimizle yarıştırılıyoruz ve belli aralıklarla yapılan sınavlarla sürekli birilerine kendimizi kanıtlamak zorundayız. Üstelik tüm bunların sonucu belki de hiç hoşumuza gitmeyen şeylere çıkıyor, ama ortada ciddi manada bir emek olduğundan her şeyi bir kalemde silip atamıyorsun. Belki bir evi ortadan ikiye bölsem ben de sakinleşebilirim ya da bir binanın pencerelerini ateşe tutsam Gordon Matta Clark kardeşim. En iyisini yapmışın. Valla bak. Aklımın küçük bi kenarına not ettim. Olur da 3 sene daha dayanabilirsem sonunda camlarını taşlamak üzere terkedilmiş bir ev aramaya çıkarım. Tabii ki terkedilmiş. Ya ne sandıydınız. Bizim anarşimizde bu kadar işte n'apcan. 

26 Şubat 2015 Perşembe


"... yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık."

                                                                                                                  Dostoyevski

25 Şubat 2015 Çarşamba




Taşkışla Mayıs'14







"Neşeli bir melodiye sahip ama hüzünlü sözleri olan bir şarkı."

    

    

Hayatımızın belli dönemlerinde çok da önemli saymadan yaptığımız seçimlerin sonrasında kelebek etkisi edasıyla hayatımızda büyük hadiselere dönüşmesi gerçekliği diye bir durum var. Bugün sonrasında her hatrıma geldiğinde yüzümde inceden bir tebessüm yayılıp kendimle içten içe gurur duymama neden olacak anlar yaşadım. Bugünü unutmayayım. Bugün güzel bir gün.

23 Şubat 2015 Pazartesi


İnşaat şantiyelerinde konsept projesi dilendikten sonra en sonuncusunda bekleme salonunda çay içip, beyaz baret ve fosforlu yelekle kendimi sahalarda buldum. Malum;



-Zira ben sadece fotoğraf çektiriyordum.

Uyumak ya da uyumamak işte bütün mesele bu!



-Teslime 10buçuk saat kaldı.

22 Şubat 2015 Pazar


Suluboya yapma konusunda bildiğim tek tekniğin kağıdın tamamını suya bulayıp ardından boyayı fırçanın ucuyla pıt pıt diye dokundurup aşağıya akmasını sağlamanın olması biraz üzücü. Kendimi böyle şeyler yapmak için fazla otokontrollü buluyorum.Kollarımı iki yana açıp yeterince hızlı bir şekilde dönebilirsem kendimi hayatımın merkezine getirebileceğimi inandırdım. Bir süre böyle devam edeceğim. Salı günkü ödevim için bir şantiyeye gidip ordaki amcalarla yaptıkları yapıyı arkama alıp "I was there ::))"  pozu çekinmem gerek.. Sorun şu ki : Ne zaman gideceğim? Hiç boş vaktim yok lan!

Panik yapmaya başlasam mı acaba, neyse proje teslimine daha 19 saatim var, uyumazsam

20 Şubat 2015 Cuma


Yaşımız büyüdükçe, daha küçükken sahip olduğumuz kendi gerçekliğimizden sıyrıldığımız için mi gerçek dünya gerçekliği bizi bu kadar çok rahatsız ediyordu? Bunu düşünüyordum. Oysaki bir yerde aslında dünyayı hep kendi gerçekliğimizden gördüğümüze dair bir şeyler okumuştum. Çok eminim. Her neyse, fotoşop skillerimi geliştirmek için fotoğrafları üstüste çakıştırmam işe yarıyor muydu acaba, sen bunu sorgulasan iyi edersin. Bence güzel oluyor.

19 Şubat 2015 Perşembe


Bu ülkede yaşamamak için zibilyon tane sebep sayabilirim. Sanki var olanlar yeterli değilmiş gibi her gün bunlara onlarcasının daha eklenmesi sadece midemi daha da çok bulandırıyor. Şu an bana iyi gelebilecek tek şey sesimin eko yapıp bir sürü kulağa ulaşabileceği yüksek  bir yere çıkıp "YEETEEEEEEEEEEEER" diye bağırmak.  Yani kartopu oynadığın için öldürülmek. Tüm kötü şeyler üst üste geliyor sanki. "N'olur bu bir rüya olsun"du. Ama değil. Ne yazık ki değil. Etrafımız manyak dolu. İnsanlar çıldırmış.

İçimdeki bu gitme arzusu ya gidemezsem korkusu ile beni tüketmeden gitmem gerek. Kendimi burada olabildiğince az şeye bağlıyorum ki bu oldukça iyi bir şey.

17 Şubat 2015 Salı


Bugün bir başka yolun toplantısına katıldım. Kendimi restoranda yemeği yiyip beğendikten sonra tarifini istemek için mutfağa giren sinsi müşteriler gibi hissettim. Bunca zamandan sonra bu işin beni heyecanlandırması güzel.

16 Şubat 2015 Pazartesi


Bugün gittiğim her yerde sanki erkekleri biraz azalmış gördüm. Bunu tahmin edebilirdim belki ama yüzlerine her baktığımda öfkemin artacağını edemezdim. Belki bu yapılanları tüm erkeklere mal etmek yanlış ama bence işin sağduyu kısmını geçeli baya bi durak oluyor. İnsanın içi soğmuyor. Bu kirli, pisliğe batmış zihniyetlerle nasıl yaşıyorlar anlamıyorum. Gözlerini kaçırmadan. Utanmadan.

Projeden çıktıktan sonra Merve ile gönüllülük kulübünün tanışma toplantısına gittik. Umut okulu ve Bir başka yol projelerine adımızı yazdık.

14 Şubat 2015 Cumartesi


Defterlerime yazmayı bırakmak belki de yaptığım en aptalca şeylerden biriydi. Ne için yazıyordum ki, acılarımı sonradan okuyup yeniden kahrolmak, şansım varsa da güzel anılarımla gülümsemek için mi? Değildi. Yazarken her şey bir kere daha yaşanır çünkü. Daha iyi anlarsın, görürsün, duyarsın.  Bunlar yeniden olurken farklı bakış açıları kazanırsın. Detayları görürsün. An'dan kaçırdıklarını yakalarsın. Denildiği gibi insan yazarken yaşayamıyor muymuş, yaşarken yazılmıyor muymuş? Bilmem. Belki biraz duyularımı köreltmek istedim yazmayarak, yoğunluklarını azaltmak hiç değilse. Öyle.

İki gün önce gece üçte banyo yaptıktan sonra ses olmasın diye saçlarımı kurutmadan yattıydım, sanırım bundan dolayı boynum tutulmuş, ensemde bir ağrı.

13 Şubat 2015 Cuma


Bugün powerpoint diye bir şeyin olmadığı zamanlarda sunum için slaytla aynı işlevi gören diyapozitifler yaptık. Eğlendiğimi zannederken bir ara enerjim çekildi. Gün içinde bi kaç kez ayrı zamanlarda gözlerim doldu. Eve gelince de Özgecan Aslan'ın haberini gördüm. Daha da kötü hissettim. Aslında öfkeyle doldum, yalan değil. Yani bu kız 20 yaşında, benden 1 yaş küçükmüş, nasıl oluyor, niye engellenemiyor, aslında gerçekten engellenmek istemediğinden mi, aklıma bir sürü cevabı veril-e-meyen soru geliyor, çok öfkeleniyorum, elimde değil. Bir şey söylemek istiyorsun ama bir şeyler düğüm düğüm oluyor boğazında. Değişmeyecek çünkü, içten içe biliyorsun. Bugün kötü bir gün.

"Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi."

                                                                               Tezer Özlü

Gecenin bi vakti GK'nın işaret dili eğitimi alması için insanlar aradığını gördüm, dedim Ayşenur, bu evrenin sana bir işareti, dedim hadi!

11 Şubat 2015 Çarşamba


Havalar yeniden soğudu. Hem de el sızlatan cinsten. İki gündür de okulun etrafını silahlı polisler, tomalar çevirmiş durumda. Yanlarından geçerken sürekli aklımda çatışmalı senaryolar yazıp, oynatıp, geçip gidiyorum. O kadar çok şey oluyor ki aslında. Her şey hıphızlı olup bitiyor. Şu aralar amaçsız bi biçimde ordan oraya savruluyorum, bu bana iyi gelmiyor. Üniversitede ilgimi çeken bir mesleğin olmadığını farketmemin yirminci yaşımın sonuna denk gelmesi pek hoş olmadı. Böyle olacağını hiç düşünmezdim.  Bazen durup hayatımı üçüncü bir şahıs gözüyle film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirttiriyorum. Valla hayat baya süprizli arkadaşlar.

İkinci üniversitemde de derslerimin hepsinden mucizevi bi şekilde geçmişim zaten. Bu dönem aldığım tüm derslerim ödevli çıktı. Ben de o zaman bu dönem azcık dans edeyim bari dedim. Şartlar uyum sağlarsa müsadenizle biraz tango yapcam, pistten çocuklarımızı alalııım, evet.

Ah hep o Roxanne..

Tango demişken, Scent of a Woman'ı izlerken bu sahne çok hoşuma gitmişti.

9 Şubat 2015 Pazartesi


Zamanın her şeyi ama her şeyi değiştirebilme yetisi olması çok heyecanverici/güzel/korkunç bir gerçek değil mi?

6 Şubat 2015 Cuma


Sabahki history of art dersine tam ucu ucuna yetiştiğimi zannediyordum ki koşa koşa çıktığım sınıfta kapıya bir baktım. Ders Berkin Elvan amfisine alınmış. Sonra aşağıya doğru koştum, çünkü tüm asansörler aynı gün bozulma kararı almış. Neyseki ders çog tatlıydı, tüm ders tabloları ve heykelleri yorumladık. Aklıma ilk dönemimde Şuppiluliuma ile tanışışım geldi. Baya komik bulmuştum kendisini.

Öğleden sonra Mısır çarşısının o taraflardaki hanlarda beden transkriptleri çalışması yaptık.

Hanlar ilk başta işlek ve çok canlı yerler gibi geliyor ama sonra biraz vakit geçirince hanların soğuk ve içinde çalışan kaba erkeklerin söz tacizlerine maruz kalabileceğiniz yerler olduğunu görüyorsunuz.

Yazımı 8. sınıfta sıra arkadaşıma yazdığım akrostik şiirle sonlandırmak istiyorum:

Cennetten gelen bir melek gibi,
Ertelenmiş günler, ertelenmiş hayatlar,
Rahata kavuşmuşcasına hayatın içinden,
En dipten gelen bir acıyla,
Nedendir bu sarsılma bilinmez ki...


Haydi yakşamlar

4 Şubat 2015 Çarşamba


Okul daha pazartesiden iki hafta iptal olan ders gevşekliğinde başlayıp, şimdiden haftasonuna ve yarına ödev birikimiyle beni düşüncelere sürükledi. Dün üstten aldığım derste onca erasmus ve exchange öğrencisinin içinde kendimi derse daha yabancı hissedemezdim herhalde. Bi uykum geldi, bi uykum.. Havalar daha iyiye gitmezse, işler kötüye gider biliyorum. İşin iyi tarafından bakarsak feysbuk profilinde kendini Dolores Umbridge'e şoplayan bir hocam var, which is so cool.

Dün ilkokul arkadaşım Meltemle buluşup Ortaköy'de kumpir yemeye gittik, sonra da Abbas Waffle'da waffle yedik. Birini 7 yaşından beri tanıyor olmak güzel bir şey galiba. Baya konuştuk ilkokuldaki hocalarımızın dedikodusunu yaptık. Şaka şaka yapmadık. Tamam, az yaptık. Azcık. Konuşmamızı da "yaaee hayat işte.. öyle çok düşünmiycen yaşa gitsin gelişinee.." temalı ibretlik tiradlar atarak bitirdik. Bir ara "arkadaşımız evleniyor inanabiliyor musun" ve "saçımda beyazlar var :( " gibi yerlere sürüklendiysek de şimdi iyiyiz. Genciz. Sakiniz.


-Taşkışla bana hala soğuk bir kadın.


Sanki


Herkes tarafından hep haksızlığa uğrayan ben

Herkese özür borcu olan yine ben


gibi
bir
his.

1 Şubat 2015 Pazar


Dün saçlarımı kestirdim. Resmen 3 yaş gençleştim. Kadın olmanın, iyi mi kötü mü olduğuna karar veremediğim tuhaf getirilerinden biri olan saçımızdaki değişikliğin duygu durumumuza yansıması olayı oldukça ilginç hakkaten. Yarın GÜMBÜR GÜMBÜR bir tempoyla gelen dönemin ilk günü, ve sanırım ben bunun biraz önce farkına vardım. Allah'ın hiçbir günü bir boşluk bırakmayarak hazırladığım programım ilerleyen günlerde canımı okuyacak gibi duruyor.

-En son 5 sene önce kahkül kestirmiştim.