7 Ocak 2015 Çarşamba


Geçtiğimiz üç buçuk ay boyunca, her gün yatağımdan o günün nasıl geçeceği ile ilgili kuşku ve endişelerle dolu kalktım. Ki uykuların bile beş saatten fazla ise lükse girdiği günlerdi bunlar. Kafam soru işaretleri ile dolu bir şekilde, gerçekten pişmanlık duyup duymadığımı bulmaya çalışırken, niye tatmin olamadığımı ve gerçekten ne istediğimi sorguluyordum. Bir sene öncesine kadar hayatımda her şeyin olması gerekenden daha hızlı ilerlediğini hissederken bu hislerimin bu yaz tam tersine dönmesiyle -herşeyegeçkalmışlıkhissi- panik olup, yapmayı ertelediğim ne varsa hepsini gerçekleştirmek için planlar kurdum.

Tüm bu planları kurarken atladığım küçük bir ayrıntı vardı ki o da 'insan' olduğumdu. Her şeyi yapmak istedim ve bir süre sonra kendimi parçalara bölünmüş ve hiç bir şeyi yetiştiremezken buldum. Belki de sorun bendeydi ve hayatımda tek bir şeye odaklanabiliyordum. ve her şeyi sırayla yapmam gerekiyordu ama bu kadar zamanım yoktu ki.

Belki üç buçuk ay insan ömrüne bakıldığında kısa bir süre gibi durabilir ama o kısacık süreye o kadar çok şey sığdırdım ki geriye dönüp bakınca anlatmaya üşendim. Çünkü mutlaka bir yerleri unuturum.
Ama hikayenin favori kısmının tüm sınıfça Taşkışla'nın duvarına doğru koşup HIIIAAAĞĞAĞA diye bağırdığımız kısım olduğunu söyleyebilirsjjsjgfh. şaka şaka.

Artık geçmişten bahsetmek değil de hep ileriye yönelik düşünmek istiyorum. Tüm üniversite hayatımı sürekli gelecek kaygısı güderek geçirip zehir etmek de istemiyorum tabii ki.
Ama sanırım bir yerlerde hata yaptım ve bunu nasıl düzelteceğimi bulana dek her şeyi oluruna bıraktım.

-Acaba Paris'e gidebilecek miydim?

Ha bir de
yeniden
merhaba.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder