29 Ocak 2015 Perşembe


Bugünlerde kafamı dağıtsın diye 2Broke Girls'e başladım ve misyonunu başarıyla yerine getirdi. Kafam o kadar dağıldı ki nasıl toplayacağım bilemiyorum. Aklıma, tatilimin best parçalarından birini oluşturan, Paris'teki, gelecekteki evime pinterest'ten eşya seçtiğim günler geldi. Salona yatak ve küvet koymayı düşünüyorum. BAYA İYİ DEKORASYON. Aşağıdaki sahneden sonra şimdi bir de salıncaklı koltuk koyup kombo yapmayı düşünüyorum. İn-na-nıl-maz bir tasarımcı olacağım çocuklaaaaar. Gerçekten...



-Hayaller neden beklesin ki?

28 Ocak 2015 Çarşamba


Ekim '14

Bu fotoğrafı Aksaray Güzelyurt'ta geçen günlerimizden birinde güneşin doğuşunu izlemek için kalktığım zaman çekmiştim. Havanın çok soğuk olduğunu hatırlıyorum. Kemiklerime kadar üşümüştüm.
Taş odamız tam açıklıktaydı, ama esrarengiz* bir biçimde odamız sıcacıktı. Önümüzde alabildiğine bir bozkır manzarası vardı. Ben de güneş doğduktan sonra biraz avludaki salıncaklı koltukta sallanıp, çikolatalı süt içmiştim, manzaraya karşı. O sırada kafamda bir şarkı çalıyordu. Tam hayatla ve kendimle ilgili birtakım hesaplaşmalara girecektim kii soğuktan uzuvlarımın uyuşayazdığını hissedip kızların yanına, odaya dönmüştüm.


*şaka şaka ne esrarengizi, bildiğin kaloriferi köklüyoduk.

27 Ocak 2015 Salı


Yine hakkını veremediğim şuursuzca geçen Ocak aylarının birinden,

Merhaba!

Her şeyin nedeni havanın bu kadar soğuk olmasıydı. Bazen Türkiye'de doğmuş olmaktan nefret ediyorum ama sonra ya Alaska'da doğsaydım? diyorum, ya Alaska'da doğsaydım, doğal seçilimden dolayı en fazla beş sene filan survive edebilirdim. O yüzden iyi ki bu günden güne boka batmakta olan ülkede doğmuşum, diyeceğimi sanıyorsanız YANILDINIZ.

Bugün ders seçtim, yeni dönem için aşşırı saçmasapan ve çorba bir programım oldu, yani her dönemden biraz biraz ortaya karışık... Ama yeni döneme hazır hissediyorum, çünkü bu sefer beni neyin beklediğini biliyorum az çok.  Hem ilk seferde tüm dersleri seçtim lan! Bu çok ulvi bir şey! Bazı şeyler canımı sıkıyor. Okul iyice malladı. Nerde o eski hali. Katlamalıysıdı, katlamamalıysızı filan. Sırf o da değil. Her şey çok değişikleşti. Geçen dönemden sonra zaten okul hiç bitmeyecekmiş gibi hissediyorum ara ara. OF. Saçlarımı mı kestirsem acaba, kestireyim ya. Zaten artık sadece mavi hissetmiyorum, tüm renkleri hissetmek istiyorum. Gökkuşağı gibi. Hııığm.

Hala doğru bir şeyler yaptığımdan emin değilim. Keşke hayatımda böyle çok bilge bir şahsiyet olsaydı da başım sıkıştığında gidip ne yapmam gerektiğini sorsaydım. Sonra o da kafamı okşayıp, "sen üzmeee tatlı canınııı ;)))"  deyip davranışlarımın ve kararlarımın arkasındaki görünmezleri görüp bana derin tahliller filan yapsaydı. Öyle şeyler istiyorum işte.

Sevgili gelecek bahar,

şu anda tek tesellimsin, o yüzden lütfen, bekletme. Çabuk gel.

20 Ocak 2015 Salı


Yatıp yuvarlanarak saatlerce uyuduğum ve sadece film izlediğim bir kısırdöngünün içinde kaybolmak üzereydim ki life happened. Kapıda açığın finalleri belirdi. Sorun şuydu ki ben bu dönem boyunca neredeyse hiçbir şeye uzunca bi süre odaklanmamıştım.ve bilin bakalım ne? NASIL ODAKLANILACAĞINI UNUTMUŞUM!!?
Sorumlu olunan 7 kitap, 57 ünite, 3 gün.

Peki şimdi ne yapacaktım?





Karizmatik kadın dediğin.



                         



18 Ocak 2015 Pazar


Ben meğerse sahanda kırılmış bir yumurtaymışım. Ve sarımın dağılmasından korkuyormuşum. Ama bir türlü ihtiyacım olanın bir dilim ekmek üzerinde durmam gerektiğini bulamamışım.



Geçen akşam We Need to Talk About Kevin'ı izledik. Ben filmden sonra kafamdaki sorulara belki yanıt bulurum diye ekşi sözlükteki başlığına bir bakayım dedim. Babaya söylemek istenip de söylenemeyenler başlığında bunu gördüm:


17 Ocak 2015 Cumartesi


Bunları yazarak çıldırmaktan kurtulanabilir mi? Uyku ve tatil hiç bu kadar ihtiyacım olan iki şey olmamıştı. Beynim peligom kokusundan bulanmış bir şekilde gece yarıları ellerim maket bıçağı kesikleriyle dolu sabah ezanlarını uyumadan karşılarken kendimi bu uzun uykularımın hayaliyle avutuyordum. Dışardan bakıldığında biraz abartıyormuşum gibi görünebilir çocuklar, ama inanın teslimlere beş kalalarda ne dersler bıraktım, sınavlara girmeden. Umursama duygumu nerelerde kaybettim ona hiç girmiyorum. Hayatımda hiç bu kadar başarısız hissettiğim bir dönem geçirmemiştim. Denizi geçip derede boğuldum resmen. Niye böyle oldu? Gerçi statik dersinde psikolojiye giriş dersinin testlerini çözerken bunlar çok beklenmedik değildi sanırım. Lisedeyken de kimya dersinde arka sıralarda geometri çözüyordum aslında ama kimyacı biraz salaktı şimdi ben napim.

Lisansa başladığımdan beridir güz dönemlerini hiç sevemedim. Bahar dönemi gelse de festivale gitsek. İçimden öğrenci kimlik kartımı almaya gitmek bile gelmiyor. Yoluna koymam gereken bir sürü iş var. Henüz yıkılmadım ama ayakta da değilim gibi. Galiba bir de yeni bir keman kursu bulmam gerek. Haftayaki finallerime çalışmam gerek. Çok iş var, çoook...

-Kışı hiç sevmiyorum.



9 Ocak 2015 Cuma


Bugün 90 dakikalığına kör oldum. Nasıl derseniz arkadaşlarla Dialogue in the dark'a gittik. Görememek benim için o kadar zordu ki, başlarda orda değişik bir şey deneyimlemenin verdiği zevk ve heyecan, yerini bir süre sonra bir daha dünyadaki hiç bir rengi, ne bileyim gökyüzünü, sevdiğim hiç bir insanın yüzünü yeniden göremeyebileceğimin ihtimaline dönüşüp içime kara bir bulut gibi oturdu. Bak bulut diyorum. Hissim bile bu benim. Ya hiç göremeseydim. Bulutun nasıl bir şey olduğunu bilmeseydim. Galiba benim dünyam her duyumun ötesinde en çok görme duyumla mevcut. Rehberimiz Harun bey çok içten bir beyefendiydi. Beni koşturacağını söylediğinde 'şey.. bende biraz sakarlık var düşerim ben ehe' filan dememe rağmen bir şey olmaz ben burdayım diyip elimden tutup koştu. Ben de elimden geldiğince koşmaya çalıştım ama sanki hep yüzümü bir şeye çarpacakmışım gibi bir hisle. Sanki o süre boyunca gerçekten göremeyen bendim, o ise her yeri ve beni görüyordu. O yerden çıktığımızda ben onun yüzünü gördüm. Ama o bizi görmedi.

-Çünkü o bizi hissetti.




İyi ki gitmişim.

8 Ocak 2015 Perşembe

21.


Bugün ben doğmuşum. Herkes beni doğduğum için tebrik ediyor. Çok anlamsız ama çok hoş.
Ne yaşımın olgunluğundan ne gelecek planlarımdan ne kalp kırıklıklarımdan ne de hayallerimden bahsetmek istiyorum.

İnsanlarımı seviyorum.


-Gecemi günün anlam ve önemine ithafen "into the wild"ı bir kez daha izleyerek taçlandıracağım.


7 Ocak 2015 Çarşamba


Geçtiğimiz üç buçuk ay boyunca, her gün yatağımdan o günün nasıl geçeceği ile ilgili kuşku ve endişelerle dolu kalktım. Ki uykuların bile beş saatten fazla ise lükse girdiği günlerdi bunlar. Kafam soru işaretleri ile dolu bir şekilde, gerçekten pişmanlık duyup duymadığımı bulmaya çalışırken, niye tatmin olamadığımı ve gerçekten ne istediğimi sorguluyordum. Bir sene öncesine kadar hayatımda her şeyin olması gerekenden daha hızlı ilerlediğini hissederken bu hislerimin bu yaz tam tersine dönmesiyle -herşeyegeçkalmışlıkhissi- panik olup, yapmayı ertelediğim ne varsa hepsini gerçekleştirmek için planlar kurdum.

Tüm bu planları kurarken atladığım küçük bir ayrıntı vardı ki o da 'insan' olduğumdu. Her şeyi yapmak istedim ve bir süre sonra kendimi parçalara bölünmüş ve hiç bir şeyi yetiştiremezken buldum. Belki de sorun bendeydi ve hayatımda tek bir şeye odaklanabiliyordum. ve her şeyi sırayla yapmam gerekiyordu ama bu kadar zamanım yoktu ki.

Belki üç buçuk ay insan ömrüne bakıldığında kısa bir süre gibi durabilir ama o kısacık süreye o kadar çok şey sığdırdım ki geriye dönüp bakınca anlatmaya üşendim. Çünkü mutlaka bir yerleri unuturum.
Ama hikayenin favori kısmının tüm sınıfça Taşkışla'nın duvarına doğru koşup HIIIAAAĞĞAĞA diye bağırdığımız kısım olduğunu söyleyebilirsjjsjgfh. şaka şaka.

Artık geçmişten bahsetmek değil de hep ileriye yönelik düşünmek istiyorum. Tüm üniversite hayatımı sürekli gelecek kaygısı güderek geçirip zehir etmek de istemiyorum tabii ki.
Ama sanırım bir yerlerde hata yaptım ve bunu nasıl düzelteceğimi bulana dek her şeyi oluruna bıraktım.

-Acaba Paris'e gidebilecek miydim?

Ha bir de
yeniden
merhaba.